Ayeyarwady Nehri'nin doğu kıyısında, kavurucu güneşin altında uzanan kuru bir ovaya binlerce tapınak, stupa ve pagoda serpilmiştir. Burası bir zamanlar Pagan Krallığı'nın başkentiydi; 11. ile 13. yüzyıllar arasında kralların ve zenginlerin sevap kazanmak için inşa ettiği on binlerce tapınaktan bugün hâlâ ikiden fazla bini ayakta duruyor. Kızıl tuğladan yükselen sivri kuleler, sırlı stupalar ve gölgeli kemerli salonlar, kırk küsur kilometrekarelik bir alana öyle yoğun dağılmıştır ki ufuk çizgisi adeta sivri tepeciklerle örülüdür. Mandalay'a yakın bu kutsal ova, Angkor ile birlikte Güneydoğu Asya'nın en büyük dinî mimari yoğunluğunu barındırır ve 2019'da UNESCO Dünya Mirası listesine girmiştir.
Bagan'ın büyüsü asıl şafakta açığa çıkar. Gün ağarırken ova ince bir sise gömülür; tapınakların silüetleri pus içinde birer birer beliriri ve gökyüzü turuncuya döndüğünde onlarca sıcak hava balonu sessizce yükselip kadim manzaranın üzerinde süzülmeye başlar. Yüksek bir tepecikten ya da tapınak terasından bakıldığında, altın ışık tozlu havayı doldurur, uzaklarda öküz arabaları toz kaldırır ve yalnız bir pagoda gün batımına karşı koyu bir gölge olarak durur. Tuğla kokusu, çıngırak sesleri ve sıcak rüzgârla birlikte burası gezginlere zamanın durduğu, dünyevî olmayan bir sahne sunar.