Zimbabwe'nin doğu ucunda, Manicaland'ın yağmurlarıyla beslenen Doğu Yaylaları'nın en yabani köşesinde Chimanimani Dağları yükselir. Bir milyar yıldan eski kuvarsit kayalar burada gökyüzüne doğru kıvrılmış, devasa beyaz kuleler, keskin sırtlar ve bıçak gibi geçitler oluşturmuştur; en yüksek noktası Monte Binga 2436 metreyle ülkenin çatısını çizer. Sıradan zirvelerin aksine buraya araba yolu yoktur: Chimanimani'ye yalnızca yürüyerek, bir tırmanış gününün ardından ulaşılır. Bu erişim zorluğu, dağı dünyanın geri kalanından koparmış ve içinde yüzlerce endemik bitkinin, berrak dağ derelerinin ve kimsenin bozmadığı çayırların yaşadığı saklı bir krallık doğurmuştur.
Sırtı aştığınızda manzara birden açılır: altın renkli yüksek dağ otları, aralarına serpiştirilmiş aloe ve protea kümeleri, ve ufka kadar uzanan katman katman mavi sıradağlar. Gündüz sıcak güneşin altında kuvarsit kayalar bembeyaz parlar; öğleden sonra Mozambik tarafından gelen bulutlar zirveleri sarıp gizemli bir sis perdesi indirir. Kamp yapanlar geceyi serin yaylada, başlarının üstünde lekesiz bir yıldız denizi varken geçirir. Burası gösterişten uzak, sessiz ve gerçek bir vahşi doğadır; Afrika'nın en az bilinen ama en ödüllendiren yürüyüş cennetlerinden biridir.