Filipinler'in Bohol adasının iç kesimlerinde, ufka kadar uzanan tuhaf bir manzara karşılar gezgini: birbirinin neredeyse tıpatıp kopyası, koni ve kubbe biçimli binden fazla tepe. Hepsi şaşırtıcı bir düzenle, sanki bir dev elin avucundan dökülmüş gibi sıralanır. Jeologlar bu yumuşak çıkıntıların milyonlarca yıl önce deniz altındaki mercan ve kireçtaşının yükselip yağmur ve yeraltı sularıyla oyulmasından doğduğunu söyler; yerel efsane ise tepeleri kavga eden iki devin birbirine fırlattığı taşlara ya da bir devin gözyaşlarına bağlar. Adı asıl büyüsünü kuru mevsimde kazanır: yamaçları kaplayan kısa otlar kuruyup koyu kahverengine döndüğünde, yeşil ormanın ortasında yan yana dizilmiş yüzlerce çikolata topu gibi parlar. Yağmur mevsiminde aynı tepeler canlı bir zümrüt yeşiline bürünür ve manzara bambaşka bir karaktere kavuşur. Carmen kasabasındaki seyir terasından bakıldığında bu özdeş tepeler denizinin nerede başlayıp nerede bittiğini kestirmek imkânsızlaşır.
Tepelere ulaşmanın klasik yolu, Carmen'deki ana gözlem güvertesine çıkan uzun merdivenleri tırmanmaktır; basamakların sonunda manzara aniden açılır ve insanı sessizce durup bakmaya zorlar. Şafak vakti tepelerin arasını ince bir sis tabakası doldurduğunda, koniler bu beyaz denizin üzerinde yüzen adacıklara dönüşür ve ilk güneş ışığı yamaçları altın rengiyle yaldızlar; günün en büyülü ânı budur. Daha geniş bir perspektif için adanın üzerinde alçaktan süzülen bir tur, tepelerin gerçek ölçeğini ve ormanın içinden geçen ince yolların nasıl bu garip topoğrafyayı dolandığını gözler önüne serer. Bohol gezisinde Çikolata Tepeleri çoğu zaman dünyanın en küçük primatlarından tarsierlerin yaşadığı koruyla ve Loboc Nehri'nin yemyeşil kıyılarıyla birlikte tek bir günde dolaşılır; ama bu özdeş koniler denizi, gezginin hafızasında çoğu kez en uzun süre kalan kare olur.