Drakensberg, Güney Afrika'nın doğusunda yüzlerce kilometre boyunca uzanan, Zulu dilinde "uKhahlamba" yani "mızrakların engeli" denilen muazzam bir bazalt sırasıdır. Sıranın kalbinde, Royal Natal Milli Parkı'nda yükselen Amfitiyatro durur: yaklaşık beş kilometre boyunca kavis çizen, bin metreyi aşan dümdüz bir kaya duvarı. Volkanik bazaltın milyonlarca yıllık aşınmasıyla biçimlenen bu sur, yeryüzünün en etkileyici doğal cephelerinden biri sayılır. Tepesinden, dünyanın en yüksek şelalelerinden biri olan Tugela, beş kademe halinde boşluğa atlayarak yaklaşık 950 metre aşağıdaki yeşil vadiye dökülür. Eteklerde yumuşak tepeler, akarsular ve çiftlikler uzanır; yukarıda ise sivri zirveler, derin boğazlar ve sürekli değişen bulutlar manzaraya tiyatro gibi bir dram katar.
Buraya çıkanı önce ışık karşılar: şafakta duvarın yüzü altın rengine boyanır, öğleden sonra yaz fırtınaları zirveleri sarıp gök gürültüsüyle vadiyi doldurur. Patikalar sizi Tugela Boğazı'nın serin nemine, ardından kaya basamakları ve ünlü zincir merdivenler üzerinden tam tepedeki düzlüğe taşır; orada ufuk, ayağınızın dibindeki uçurumla aniden kesilir. Drakensberg yalnızca manzara değildir: kaya altı sığınaklarında San Buşmenleri'nin binlerce yıllık duvar resimleri, antiloplar ve ince yağmurda parlayan otlaklar bu dağa derin bir sessizlik ve tarih duygusu verir. Yürüyenin her adımda hissettiği şey, dünyanın bir kenarında durmanın saf coşkusudur.