Galápagos Adaları, Ekvador anakarasının yaklaşık bin kilometre batısında, Büyük Okyanus'un ortasında bir sıcak nokta volkanizmasıyla yükselmiş on üç büyük ve onlarca küçük adadan oluşan volkanik bir takımadadır. Milyonlarca yıl boyunca dünyanın geri kalanından yalıtılmış kalan bu adalar, canlıların kendi başına benzersiz biçimlerde evrilmesine yol açmış; dev kaplumbağalar, denize girip yosun otlayan deniz iguanaları, mavi ayaklı sumru kuşları, ekvatorda yaşayan tek penguen türü ve plajları dolduran deniz aslanları burada başka hiçbir yerde görülmeyen bir bolluk oluşturmuştur. 1835'te Charles Darwin'in bu adalarda gördüğü ispinozlar ve kaplumbağalar, doğal seçilim ve evrim kuramının kıvılcımı oldu. UNESCO Dünya Mirası ve dünyanın ilk milli parklarından biri olan takımada, Bartolomé Adası'ndan yükselen sivri Pinnacle Rock kayasıyla simgeleşir.
Galápagos'ta gezmek, hayvanların insandan korkmayı hiç öğrenmediği el değmemiş bir dünyaya adım atmaktır: kumsalda yanınızdan geçen deniz aslanının yavrusu, kayalıkta gözünüze bakan iguana, ayaklarınızın dibinde otlayan dev kaplumbağa size sanki misafirmişsiniz gibi davranır. Firuze rengi koylarda kaplumbağalar ve deniz aslanlarıyla birlikte şnorkelle yüzer, siyah lav tarlalarından geçip Pinnacle Rock'a tırmanır, ikiz altın plajlara ve sönmüş kraterlere bakan tepelerden gün batımını izlersiniz. Sıkı milli park kuralları ve lisanslı rehberler sayesinde el değmemiş kalan bu sürreal manzara, gezegenimizin doğanın kendi haline bırakıldığında ne kadar olağanüstü olabileceğini hatırlatır.