İskoçya Yaylaları'nın kalbinde uzanan Glencoe, ülkenin en görkemli ve en ürpertici vadisidir. Yaklaşık dört yüz milyon yıl önceki dev bir süpervolkanın çöküşü ve ardından gelen buzulların oyduğu bu derin geçit, iki yanından göğe saplanan sarp zirvelerle çevrilidir. Vadinin girişini Buachaille Etive Mòr'un kusursuz piramit silüeti bekler; içeride ise Üç Kızkardeş (Three Sisters) adı verilen, alımlı ve heybetli üç sırt yan yana dizilir. Tabanından kıvrıla kıvrıla akan Coe Nehri'nin kıyısında, çayırın ortasında tek başına duran beyaz Lagangarbh kulübesi, bu vahşi manzaraya neredeyse masalsı bir ölçek katar. A82 karayolu vadiyi boydan boya dilimleyerek geçer ve her viraj, yeni bir şelale, fundalık ya da bulutların arasından sızan ışık huzmesiyle karşınıza çıkar. Glencoe aynı zamanda 1692 katliamının hüzünlü hatırasını taşır; bu trajik geçmiş, vadinin daima üzerinde dolaşan o ağır, melankolik havayla tuhaf bir biçimde örtüşür.
Glencoe'nun büyüsü, havasının kararsızlığında saklıdır. Bir an yamaçlar koyu yağmur bulutlarının altında simsiyah kesilirken, sonraki an bir ışık demeti zirveleri yırtıp geçer ve fundalıkları altın rengine boyar; sis perde perde inip kalkar, dağlar görünür ve kaybolur. İşte fotoğrafçıların ve film yapımcılarının buraya akın etmesinin sebebi tam da bu sürekli değişen, sinematik atmosferdir. Vadiyi keşfetmenin en güzel yolu yürümektir: dik patikadan tırmanılan Gizli Vadi (Hidden Valley / Coire Gabhail), eskiden çalınan sığırların saklandığı, dağların ardına gizlenmiş büyülü bir çanaktır. Daha kısa molalar için nehir kıyısındaki çayırlar, Loch Achtriochtan'ın aynaya dönen durgun suları ve yol kenarındaki seyir noktaları yeter. İlkbaharda yamaçlar zümrüt yeşili, sonbaharda ise tunç ve bordo tonlarına bürünür. Rüzgâr, yağmur ve ıssızlık burada bir engel değil; Glencoe'yu Glencoe yapan şeyin ta kendisidir.