Endonezya'nın Küçük Sunda Adaları'nda, Flores'in batı ucuyla Sumbawa arasına serpilmiş Komodo Milli Parkı, dünyanın en çarpıcı ada manzaralarından birini saklar. Buranın simgesi Padar Adası'dır: dik bir sırta tırmanıp zirveye vardığınızda ayaklarınızın altında üç ayrı hilal koy aynı anda açılır; birinin kumu siyah, birinin beyaz, birinin pembedir. Volkanik kayalar, kavruk savan tepeleri ve turkuaz sularla çevrili bu kompozisyon, fotoğrafı çekilmeden inanılması güç bir doğa heykelidir. Park, kuru mevsimde altın sarısına dönen otlaklarıyla bir Afrika savanasını andırır; ama burası bambaşka bir dünyanın eşiğidir, çünkü bu kıyılarda gezegenin en büyük kertenkelesi, Komodo ejderi yaşar.
Komodo ve Rinca adalarının çalılıklarında, korucular eşliğinde yürürken üç metreye ulaşan, çatal dilli ejderhalarla aynı patikayı paylaşmak insanı tarih öncesine ışınlar. Sular ise yüzeyin sunduğu kadar zengindir: Pembe Plaj'ın gül rengi kumları mercan parçacıklarından doğar, açıklardaki temizlik istasyonlarında dev manta vatozları süzülür, resifler renkli balık bulutlarıyla kaynar. Günü, ufukta yelken açan geleneksel phinisi teknelerinin siluetiyle, Gili Lawa'nın sırtından izlenen bir gün batımıyla kapatmak Komodo deneyiminin özüdür. Karada savan ve ejderha, denizde manta ve mercan; Padar burada karayla denizin en gösterişli buluşmasını sahneler.