Titicaca, Peru ile Bolivya arasında, And Dağları'nın çatısındaki Altiplano düzlüğünde 3.812 metre yükseklikte uzanan devasa bir iç denizdir; gemilerin seyredebildiği dünyanın en yüksek gölü olarak bilinir. Yüzölçümü 8.000 kilometrekareyi aşan bu masmavi su kütlesi, ince havanın altında öyle koyu bir laciverte bürünür ki gökyüzüyle gölü ayırmak güçleşir. Çevresini saran karlı doruklar, sazlıklarla kaplı sığ kıyılar ve uçsuz bucaksız And göğü, manzaraya hem ferah hem de kutsal bir hava verir. And kültüründe Titicaca, Güneş Tanrısı'nın ve İnka uygarlığının doğduğu yer sayılır; bu yüzden göl yalnızca bir coğrafya değil, bir köken efsanesidir. Kıyıdaki Puno kenti bölgeye açılan kapıdır ve gölün canlı pazarları, Aymara ile Quechua halklarının renkli geleneksel kıyafetleri bu yüksek dünyanın günlük dokusunu oluşturur.
Gölün en büyülü yanı, Uros halkının yüzyıllardır totora sazından elle ördüğü yüzen adalardır. Suya demirlenmiş bu sazlık platformlar üzerinde sazdan evler, izleme kuleleri ve hatta küçük sebze bahçeleri yer alır; ayağın altında zemin yumuşacık bir şilte gibi esner. Aynı sazdan yapılan, pruvası ejder başı biçiminde bükülmüş totora kayıkları gölün üzerinde sessizce süzülür ve yolcuyu bir adadan diğerine taşır. Taquile ve Amantaní adalarında ise teraslı tarlalar, taş patikalar ve dokuma sanatıyla ünlü köyler ziyaretçiyi misafirperver bir yaşama davet eder; birçok aile evini gece konaklamasına açar. Sabahın ilk ışığında su buhar tüter, kayıkçıların kürek sesi yankılanır ve insan kendini hem dünyanın tavanında hem de zamanın dışında hisseder.