Sumatra'nın yeşil yaylalarında, yaklaşık 74 bin yıl önce gezegen tarihinin bilinen en şiddetli patlamalarından birini yaşamış bir süpervolkanın geride bıraktığı dev kalderada uzanır Toba Gölü. Patlama sonrası çöken yerkabuğunun yerini yavaşça suyla dolan bu çukur, bugün yüz kilometreye yakın uzunluğuyla dünyanın en büyük volkanik krater gölüdür; berrak, derin mavi suları beş yüz metreyi aşan derinliklere iner. Gölün tam ortasında, sonradan yükselen magmanın ittiği Samosir Adası yükselir; Singapur büyüklüğündeki bu ada, suyun kucağında kendi başına bir dünya gibi durur. Çevreyi sarp kaldera duvarları, çay ve kahve bahçeleriyle bezeli yamaçlar ve sabahları sisle örtülen tepeler kuşatır. Yüksek rakımı sayesinde tropik adanın bunaltıcı sıcağından sıyrılır; serin, temiz, çam kokulu bir dağ havası hâkimdir buraya.
Toba yalnızca bir manzara değil, yaşayan bir kültürün de yurdudur. Samosir ve göl kıyıları, kendine has gelenekleriyle Batak halkına ev sahipliği yapar; eyer biçiminde yukarı kıvrılan, ahşap oymalarla ve kırmızı-siyah-beyaz motiflerle süslü tekne çatılı geleneksel evler köy köy dizilir. Tomok ve Tuktuk gibi kıyı kasabalarında taş lahitler, kral mezarları ve eski dans meydanları bu mirası bugüne taşır. Kuzeyde kalderanın kenarından aşağı boşalan Sipiso-piso Şelalesi, yüz metreyi aşan tek bir ipek perde halinde uçurumdan gölün havzasına düşer ve bölgenin en çarpıcı manzaralarından birini sunar. Sabah erken saatte göl aynaya döner; bir balıkçı teknesi sessizce suyu yararken, yamaçlardaki sis dağılır ve karşı kıyının yeşili yavaşça aydınlanır. Akşamüstü ise güneş kalderanın ardına inerken sular altın rengine boyanır. Yüzmek, kano çekmek, sıcak su kaynaklarına girmek ya da yalnızca bir iskelede oturup suyun dinginliğini izlemek için yaratılmış, dünyanın az bilinen ama görenleri büyüleyen bir köşesidir Toba.