Meroe, bir zamanlar Nil'in doğusunda hüküm süren antik Kush Krallığı'nın başkentidir ve Begrawiya'daki kraliyet mezarlığında 200'ü aşkın Nubia piramidini barındırır. Mısır'daki akrabalarından çok daha küçük ama belirgin biçimde daha dik açılı (yaklaşık 70 derece) olan bu kumtaşı piramitler, MÖ 300 ile MS 350 arasında gömülen kral ve kraliçelerin (Kandake adı verilen güçlü hükümdar kadınlar dâhil) anıt mezarlarıdır. Her piramidin doğu yüzünde, ölünün öbür dünyaya geçişini anlatan kabartmalarla bezeli küçük bir sunak şapeli bulunur. 2011'den bu yana UNESCO Dünya Mirası listesinde olan alan, Sahra'nın kenarındaki dalgalı altın kumulların arasında, neredeyse turistsiz bir sessizlikte uzanır.
Meroe'nin büyüsü, kalabalık antik kalıntıların aksine, ufka dek uzanan boş çölde sivri gölgeler düşüren onlarca piramidin yalnızlığından gelir. Gün doğumu ve gün batımında kumtaşı sıcacık bir bal rengine bürünür, kumullar dalga dalga gölgelenir ve piramitlerin keskin silüetleri turuncu gökyüzüne işlenir. Ziyaretçiler deve sırtında kumulların arasından mezarlığa ulaşır, dik piramitlerin dibinde durup ölçeği kavrar, şapellerdeki kabartmaları inceler ve çoğu zaman bu dünya harikasını yalnızca birkaç kişiyle paylaşır. Bir Reels karesinden fırlamış gibi görünen bu manzara, hem ıssızlığı hem de görkemiyle gerçek bir bucket-list durağıdır.