Ngorongoro Krateri, milyonlarca yıl önce dev bir volkanın kendi üzerine çökmesiyle oluşan, dünyanın su altında kalmamış en büyük bütünlüklü kalderasıdır: çapı yaklaşık 20 kilometre, derinliği 600 metreye varan, 600 metre yüksekliğindeki duvarlarla çevrili devasa bir doğal arena. Kraterin tabanı çayırlar, akasya korulukları, bir soda gölü ve mevsimlik bataklıklardan oluşan kendi içine kapalı bir dünyadır; rim'den (krater kenarı) aşağı bakıldığında, bu yeşil çukurun içinde dağılmış hayvan sürüleri minik noktalara dönüşür. UNESCO Dünya Mirası olan alan, aynı zamanda insanlığın en eski izlerinin bulunduğu komşu Olduvai Boğazı'yla da ünlüdür.
Krater, gezegenin metrekare başına en yoğun yaban hayatı barındıran yerlerinden biridir: aslan, fil, manda, leopar ve nadir kara gergedanın bir arada görülebildiği ender sahnelerden birini sunar. Soda gölünün kıyıları kimi dönem binlerce flamingoyla pembeleşir, gnu ve zebra sürüleri çayırı tarar, çakallar ve sırtlanlar ovayı kat eder. Şafakta krater duvarlarına asılı sis, gün boyu duvarın gölgesinde değişen ışık ve gün batımında altın yeşili bir tasa dönüşen taban — krater kenarındaki bir lodge'dan bu kapalı dünyayı seyretmek, doğanın kendi yarattığı kusursuz bir hayvanat bahçesine yukarıdan bakmak gibidir.