Rangiroa, Tuamotu Takımadaları'nda incecik bir mercan ipliğinin okyanusta çizdiği dev bir halkadır; adı yerel dilde "uçsuz bucaksız gökyüzü" anlamına gelir ve bu hiç de abartı değildir. Yaklaşık 240 küçük kum adacığının (motu) sıralandığı çember, içinde koca bir lagünü kuşatır: o kadar geniş ki Tahiti adasının tamamı rahatça içine sığar ve uzaktan ancak bir uçaktan bakıldığında tüm hatları görülebilir. Mercanın milimetrelerle yükseldiği bu zemin deniz seviyesinden neredeyse hiç yükselmez; göz alabildiğine yalnızca turkuazın tonları, beyaz kum ve hindistan cevizi palmiyeleri uzanır. Tahiti'den kısa bir uçuşla ulaşılan ada, Fransız Polinezyası'nın en ünlü dalış noktasıdır.
Rangiroa'nın asıl büyüsü, lagünü açık okyanusa bağlayan dar geçitlerde, özellikle Tiputa Geçidi'nde saklıdır. Gelgitle birlikte milyonlarca litre su bu boğazdan akarken köpekbalıkları, mantalar ve şişe burunlu yunuslar akıntıya karşı süzülür; suya girdiğiniz an kendinizi sürüklenen bir akvaryumun içinde bulursunuz. Lagünün berrak sığlıklarında pembe kumlu adacıklar, mavi lagün denen turkuaz bir havuz ve sayısız deniz kuşunun yuvalandığı motular sizi bekler. Gün batarken su pembeye, gökyüzü turuncuya döner; ufkun her yöne aynı düzlükte uzandığı bu yerde dünyanın eğrisini hissedersiniz. İnci çiftlikleri, küçük şarap bağı ve sessiz köyleriyle Rangiroa, hem maceracı dalgıç hem de huzur arayan için bir cennettir.