Tenerife adasının tam ortasında yükselen Teide, 3.715 metreyle hem İspanya'nın hem de Atlantik'teki tüm ada topraklarının en yüksek noktasıdır. Aslında bir buzdağının görünen ucu gibidir: deniz tabanından ölçüldüğünde dünyanın en yüksek üçüncü volkanik yapısı sayılır. Çevresini dev bir patlamayla çöken eski bir devin kalıntısı olan Las Cañadas kalderası sarar; on altı kilometre genişliğindeki bu çanağın tabanı katılaşmış lav nehirleri, obsidyen akıntıları ve rüzgârın yonttuğu Roques de García kaya kuleleriyle kaplıdır. Manzara o kadar başka bir dünyaya aittir ki bilim insanları burada Mars araçlarını test eder, yönetmenler ise uzak gezegen sahnelerini burada çeker. Adaya İspanya anakarasından kısa bir uçuşla ulaşılır; oradan kıvrımlı bir dağ yolu sizi alttaki yeşil çam ormanlarından geçirip bir anda bu çıplak, kızıl volkanik platoya bırakır.
Teide'nin asıl büyüsü, çoğu zaman ayağınızın altında kalan bulutlardır. Ticaret rüzgârları nemi yamaçlara hapseder, siz ise zirveye doğru yükseldikçe pamuk gibi bir bulut denizinin üzerine çıkarsınız; tepe, bu beyaz okyanusta yüzen bir ada gibi durur. Gece ise gökyüzü bambaşka bir hediye sunar: dünyanın en berrak, en karanlık göklerinden biri olan bu plato, Teide Gözlemevi'ne ev sahipliği yapar ve Samanyolu çıplak gözle bir nehir gibi akar. İlkbaharda kalderayı kızıl tajinaste çiçekleri kaplar; bu metrelik çiçek mızrakları yalnızca burada yetişir. Volkanın yamacında işleyen teleferik sizi neredeyse zirveye taşır, son birkaç yüz metreyse özel izinle, yürüyerek fethedilir.