Moğolistan'ın kalbinde, ata ruhlarıyla anılan kutsal Orkhon Vadisi'nin içinde, otların ufka kadar uzandığı düz bozkır bir anda yarılır ve Ulaan Tsutgalan, yani Orkhon Şelalesi, yaklaşık yirmi metrelik bir yükseklikten karanlık bazalt kayalara çakılır. Bu çağlayan, on binlerce yıl önce bölgeyi kaplayan lav akıntılarının ve ardından gelen depremlerin açtığı çatlaktan doğmuştur; bu yüzden manzara hem bir ova hem de bir kanyon gibidir. Sular yağışların bol olduğu yaz aylarında köpürerek dökülür, kurak dönemde ise incelir; bu da onu mevsime göre bambaşka bir yer hâline getirir. Çevredeki larix ormanları, otlayan at sürüleri ve rüzgârda dalgalanan mavi adak eşarplarıyla bezeli ovoo taş yığınları, sahneye derin bir step ruhu katar.
Buranın büyüsü, ulaşılması güç oluşundan ve dokunulmamış sessizliğinden gelir. UNESCO'nun koruması altındaki Orkhon Vadisi, Türk ve Moğol göçebe imparatorluklarının binlerce yıllık beşiğidir; her tepede bir kurgan, her kayada bir hikâye saklıdır. Gezginler bazalt kanyonun kenarında durup şelalenin sisini yüzlerinde hisseder, altta biriken yeşilimsi havuzda serinler, geceleri ise ışık kirliliğinden tamamen uzak, yıldızlarla dolu bir gökyüzünün altında çadırlarına çekilir. Orkhon Şelalesi yalnızca bir su gösterisi değil; göçebe yaşamın, volkanik coğrafyanın ve bozkır göğünün tek bir noktada buluştuğu sakin ama güçlü bir andır.