Jeita Mağarası, Beyrut'un yaklaşık 18 kilometre kuzeyinde, Lübnan Dağları'nın eteğindeki Nahr el-Kelb (Köpek Nehri) vadisinin derinliklerinde, milyonlarca yıl boyunca suyun kireçtaşını oyarak biçimlendirdiği iç içe geçmiş iki ayrı galeriden oluşur. Üst galeri, kuru ve devasa bir salondur: tavandan sarkan dev sarkıtlar, yerden yükselen dikitler ve ikisinin birleştiği sütunlar, ışıklandırmayla aydınlanan turuncu-bal renkli bir taş katedral oluşturur; içlerinde dünyanın bilinen en büyük sarkıtlarından biri bulunur. Bunun tam altından, yıl boyu Beyrut'un içme suyunun bir bölümünü besleyen yeraltı nehri akar ve mağara sistemini gezilebilen yaklaşık dokuz kilometrelik bir ağ halinde uzatır. 1836'da yeniden keşfedilen mağara, dünyanın Yeni Yedi Doğa Harikası finalistleri arasına girmiş, Lübnan'ın en görkemli doğal simgelerinden biri haline gelmiştir.
Mağaranın büyüsü, yerin altında açılan bu sessiz ve serin dünyanın ölçeğinden ve ışığın taşa vurduğunda ortaya çıkan dokulardan gelir. Üst galeride asılı köprü boyunca yürürken sarkıt perdeleri başınızın üzerinde bir orman gibi sarkar; her formasyon binlerce yılın damla damla biriktirdiği emeğin izini taşır. En iyi an, alt galeriye inip elektrikli sandalla yeraltı nehrinde sessizce süzülürken gelir: kürek sesleri kubbede yankılanır, su camsı bir aynaya döner ve aydınlatılan sarkıtlar siyah suya tersten yansır. Mağaranın içinde fotoğraf çekmek yasaktır; bu yüzden Jeita, ekranlardan değil yalnızca yerinde, kendi gözünüzle yaşanabilen ender bir deneyimdir.