Laos'un en güney ucunda, Kamboçya sınırına varmadan hemen önce, dev Mekong Nehri aniden 14 kilometre genişliğe yayılır ve sayısız kanala bölünerek kumul, kayalık ve yemyeşil adacıklardan oluşan bir labirent yaratır. Yerel dilde "Si Phan Don" yani "Dört Bin Ada" adını taşıyan bu takımada, kuru mevsimde sular çekilince binlercesi su yüzüne çıkan, muson mevsiminde ise çoğu sular altında kalan adalardan oluşur. Don Khong, Don Det ve Don Khon en bilinenleridir; aralarında Fransız sömürge döneminden kalma dar demiryolu hattı ve köprü hâlâ ayaktadır. Burada nehir bir manzara değil, yaşamın kendisidir: balıkçı kayıkları, su yüzünde serinleyen mandalar ve hindistan cevizi ağaçlarının altına gizlenmiş tahta köyler bu sahneyi tamamlar.
Si Phan Don'un büyüsü acelesizliğindedir. Adalarda neredeyse hiç motorlu trafik yoktur; gezginler bisikletle toprak patikalarda dolaşır, nehre bakan hamaklarda kitap okur ve gün batımında Mekong'u kızıla boyayan ışığı izler. Ama bu dinginlik aldatıcıdır: takımadanın güney ucunda nehir, Güneydoğu Asya'nın debisi en yüksek şelalesi olan Khone Phapheng'de patlarcasına dökülür; yakındaki Li Phi (Tat Somphamit) çağlayanları ormanın içinden köpürerek akar. Şanslı olanlar nehrin derin havuzlarında, dünyada sayıları yüzü bulmayan nesli tükenmekte olan Irrawaddy yunuslarını görür. Doğa, sömürge tarihi ve kıpırtısız bir köy hayatı; hepsi tek bir nehrin kollarında iç içe geçer.