Bulgaristan'ın kuzeybatı ucunda, Balkan Dağları'nın eteğinde yükselen Belogradchik Kayaları, yaklaşık 230 milyon yıl önce çökelen kumtaşı ve konglomeranın rüzgâr ve suyla milimetre milimetre oyulmasıyla doğdu. Kilometrelerce boyunca uzanan bu kızıl-kahve kuleler kimi yerde otuz metreyi aşar; yerel halk her birine bir isim ve efsane vermiş: keşiş, ayı, mantar, okul kızları. Kayaların tam ortasına, Romalılardan Osmanlılara kadar her medeniyetin elden geçirdiği Kaleto kalesi yerleştirilmiş; surlar doğal kaya bedenlerine öyle kaynamış ki nerede taşın bittiği, nerede insan elinin başladığı belli olmaz.
Gün doğarken kuleler soluk pembeye, batarken alev kırmızısına döner; sonbaharda eteklerdeki ormanlar turuncu ve altın renge bürününce manzara büsbütün başkalaşır. Kalenin en üst terasına tırmandığınızda ayaklarınızın altında uçsuz bucaksız bir kaya denizi, ufukta ise Sırbistan sınırına dek uzanan tepeler serilir. Sessizlik, rüzgârın kuleler arasında çıkardığı uğultuyla bölünür; bu yüzden Belogradchik hem bir jeolojik mucize hem de yüzyılların biriktirdiği hikâyelerin taştan arşividir.